Ramazan; heyecanla beklenen, yolları gözlenen, hayalleri süsleyen o mübarek ay. Dini bir vecibe olmasının yanı sıra nesillerdir aktarıla gelen bir miras olmasıyla da, mükellef olmadığımız çocukluk çağlarımızda bile oruç tutup dâhil olmak istediğimiz, daha derinden yaşamak istediğimiz o ay. Bilmem sizde de olmuş mudur ama huzurlu hissedilen akşam yemeklerinde, hele bir de sofraya oturulunca akşam ezanı güzelce okunuyorsa, o an iftara benzetilir. Ramazan ayı denilince aklımıza gelen pideler, akşam ezanının başlamasıyla duyulan tabak çatal sesleri, teravihler, mukabeleler, paylaşmak ve daha nicesi… Tüm bunların bizde oluşturduğu olumlu hislere, Ramazan ayının özlenmesine, özellikle de onun huzur ile bağdaştırılmasına baktığımızda bir şey fark ederiz: Ramazan bize iyi gelir; öyle ki biz onu zihnimizde olumlu şeylerle bağdaştırmışız, onunla olumlu olarak pekiştirilmişizdir. Peki onca açlığa susuzluğa, malımızdan matematiksel olarak eksilmeye, yirmi rekâtlı namazlara rağmen nedir onu özlenen bir ay kılan? Olumlu şekilde pekiştirilmemizi sağlayan ödül nerededir? İnsan aç kalmayı, gece saatlerinde uykulu uykulu yemek yemeyi neden özler? Ramazan bize neden iyi gelir? Bu yazımızda bu sorulara cevaplar aramayı ve Ramazan ayının insanın ruh sağlığına birçok yönden nasıl iyi geldiğini ele almaya çalışacağız.

Ramazan’ın ana ibadeti olarak sayılabilecek oruç tutma davranışı fizyolojimize ve dahi ruh sağlığımıza katkılar sağlar. İhtiyaçların ve arzuların daha da karıştığı çağımızda yemek yemenin en bariz ihtiyaç olarak görülmesinin sorgulamasını yaşarız bu ayda. Aslında insanların aç olmasa dahi zevkine yemelerinden tahmin edebiliriz ki yeme davranışı da bir bağımlılık türüdür. Araştırmalara göre açlıktan ölüm 43-70 gün arasında gerçekleşir. Daha erken ölüme sebep olacak olan ise kendimizi alıştırdığımız düzen ve bu konudaki beklentilerimiz olacaktır. Yine araştırmalara göre normal gıda alımının %40 oranında azaltılması kişilerin daha uzun yaşamalarını sağlamıştır. Bunların yanında, yemek içmekten geri duran insanda açlık hormonu olarak bilinen ghrelin hormonu salgılanır ve bu hormon kan şekerini düzenlemek gibi bazı fizyolojik etkilerin yanı sıra; bilişi, öğrenmeyi, hafızayı ve düşünmeyi geliştirir, sinir hücrelerini yeniler ve yeni hücre bağlantılarının kurulmasını sağlar. O yüzden Ramazan tefekkürün yoğunlaşmaya müsait olduğu öğrenme ve muhasebe ayıdır diyebiliriz. Ayrıca, yemek düşüncesinin akıllarda ve planlarda olmayışıyla bile bize kalan vakit o kadar fazladır ki, bu vakitleri hak ettiği şekilde değerlendirmemek için mazerete pek yer kalmamaktadır. Gece kalkma alışkanlığıyla edindiğimiz o bereketli vakitleri hiç saymıyorum. Tüm bunlarla birlikte Ramazan’ın bir ay sürmesi, onu diğer aylara da sirayet edecek bir alışkanlık kazanma ya da bir alışkanlığı değiştirme ayı kılar.

Aslında Ramazan ayının en önemli getirisi, maddi ihtiyaçlarımıza âdeta dur deyip; içimize, aile, akrabalık ve toplum ilişkilerimize doğru aldığımız bir yolculuktur. Normalde vazgeçilmez olarak gördüğümüz şeylerin, abarttığımız fizyolojik ihtiyaçlarımızın, alıştığımız rutinlerin dışına çıkıp sahip olduğumuz kapasiteyi fark edebilme ve ihtiyaçlarımızı tekrardan gözden geçirebilme ayıdır Ramazan. Kısacası farkındalık ayı diyebiliriz bir noktada. Tüm bunlarla bu aydan ne kadar istifade edebileceğini düşünürken insan, bunları düşünerek yaşadığında kazancı nasıl olur değil mi?

Peki, ihtiyaçlarımız azaldıkça mı zenginleşiriz, beklentilerimiz karşılandıkça mı? İnsanın her isteğinin karşılığını bulması, onun ruhsal ve fiziksel doyum eşiğini yükseltir, bu ise bizim ruh sağlığımızla ters orantılıdır. Bu durum, elbette elimizde olan imkânlardan kendimizi menetmek olmamalıdır ama olgun bir insanın hatta belki insanın olmazsa olmaz özelliği; onun hazzı, isteği erteleyebilme yetisidir. Çocukluktan itibaren koşullanarak, eğitilerek ve öğrenerek edindiğimiz dürtü kontrolü bizi hayatta daha başarılı kılar. Çokça bilinen Marshmallow testinde çocuklar, marshmallow ya da hayır diyemeyecekleri bir atıştırmalıkla odada yalnız bırakılır ve eğer deneyci gelene kadar yemezse yiyeceğin ikiye katlanacağı söylenir. Çocukların ileriye dönük davranışları ve başarıları incelendiğinde, hazzını ertelemeyi başaranların akademik başarısının yüksek ve sosyal ilişkilerinin ertelemeyenlere göre çok daha iyi olduğu gözlemlenmiştir. İradenin çalıştırılmadan gelişmesi ve beklentilerin daha azına kani olunmadan azalması mümkün olmadığından, bu ay fırsattır.

Bunun yanında, Ramazan’da paylaşılanlar, minnettarlık duygusu, bağışlama, yardım etme gibi tüm değerler, insanın ruhsal olarak beslenmesini sağlar. Araştırmalar; insanlar bilinçli olarak minnettarlık duyduklarında, dopamin gibi ödülle ilgili nörotransmiterlerden daha yüksek akışlar elde ettiklerini ileri sürüyor ve böylece kişi nefsî ve kişisel istekleri devre dışıyken de ödül sisteminin sağladığı mutluluk, coşku ve doyum hissine varıyor.

Ruhsal hastalıkların, özellikle depresyon ve kaygı gibi sık görülen rahatsızlıkların en büyük yardımcılarından biri olan sosyal destek de âdeta bu ayda zirveyi görmektedir. Her ne kadar akşam doyacağımızı bilerek oruç tutsak ve fakiri gerçekten anlayamasak da, burada asıl önemli nokta, empatiyle birlikte, malı biriktirme hazzını da erteleyerek sadakayı, zekâtı ve fitreyi vermek, malımızdaki o diğerinin hakkını yerine teslim etmektir. Ailecek sofralarda buluşma, misafirlikler, akraba ziyaretleri ve yardım faaliyetleriyle bu ay sosyal bağlarımızın kuvvetlendiği, küçük çevremizde ve toplumda dayanışmanın hissedildiği bir aydır. Geçen Ramazan ayını, pandemi sürecinde ve yurtdışında Müslüman topluluklarla etkileşimde bulunamadan tek geçirmiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki; topluluk ve paylaşma ruhu insanın motivasyonunu, bu aydaki manevi ritüellerden aldığı huzuru en az ikiye katlıyor, fizyolojik ve psikolojik olarak belirli alışkanlıklarımızı terk ederken aile fertlerinin, arkadaşlarının, çevrenin seninle aynı gemide olduğunu bilmek ve gözlemlemek insanın dayanıklılığını artırıyor.

Ramazan ayının adabından bahsedecek olursak; İmam Gazâlî İhyâu Ulûmi’d-Dîn eserinin oruç bahsinde, oruç hâlindeki kimsenin iftarda yiyip içeceğini planlamasının, kalp ehli tarafından hata olarak belirtildiğini aktarır. Çünkü bu, Rezzâk olan Allah’a güvensizliği içerir. Ayrıca kişinin açlık, susuzluk ve zafiyeti hissetmesi için, uyumamanın orucun adabından olduğunu söyler. Tüm bunlara ek olarak; Ramazan’ın ‘‘on bir ayın sultanı’’ olmasının, kalanları değersiz kılması gerekmez, aksine onlara değer katması beklenir. Alışkanlıkların kazanılması için gerekli tüm zeminin oluştuğu bu ayda oruca, Kur’an-ı Kerim’le hemhâl olmaya, nefsî duygu ve düşüncelerin zaptına, ahlakın güzelleştirilmesine ve tüm diğer güzel ibadetlere niyet ettiğimiz gibi, onları Ramazan bitince de devam ettirmeye niyet etmek, ileriye dönük davranışlarımızı en güzel şekilde etkileyecektir.

Bu yazıda unutulmaması gereken husus şudur ki; Ramazan’ı Ramazan yapan, bizim bu ayı yaşamımıza vesile olandır. Yoksa orucun bilincinde olan kimse, birtakım maddi/ruhsal ihtiyaçları karşılama, kazançlı çıkma adına bu ayı yaşamaz. Onun adı Ramazan değil de aralıklı oruç gibi bir şey olur zannediyorum. Ruhumuza dokunan tüm bu güzel sonuçlar, ari bir niyetin meyvesi olmakla birlikte özümüze dönüşün bir çağrısıdır.

Ruhumuzun şenlendiği nice bereketli Ramazanlara…

FİKRİYE BİLGE BİRCAN

Kendini bulma yolunda psikolojiye merak salmış ve hâlen de bu yolun yolcusu. Gönüllü faaliyetlerde yer almaktan, farklı kültürleri tanımaktan, dil öğrenmekten ve farklı coğrafyalara ayak basmaktan mutluluk duyar. Hayatı, akışında yaşar fakat bunun ceremesini de az çekmemiştir. :)

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir