Bakıp gördüğümüz her nesne, yalnızca onun zihnimizde oluşturduğu görüntüden ibaret değildir. Mesela, bir gül zihnimize her ne kadar bir cisim olarak yansıyorsa da anlam dünyamızda onun farklı bir anlamı vardır ve bu durumun misalleri çoktur.

Bu hâli gördüğümüz her şey, yaşamanın tasavvuftaki karşılığı ise müşâhededir. Müşâhede kelimesi tasavvufta, Allah’ın zuhur ve tecellilerini görmeyi ifade eder.[1] Yani “Her görülende Allah’ı görmektir.”

Görmeyi ifade etmek için kullanılabilecek pek çok kelime varken müşahede tercih edilmişse bu işin peşine düşmek gerekir.

Kelimenin kökeni,  görme anlamının yanında, “hazır bulunmak, ikrar, yemin” anlamlarını da ifade ediyor. (Eşhedü diyoruz mesela.)

Şahidin, bir olay için “Biliyorum.” demek yerine; “Şahitlik ederim.” demesi daha uygunmuş mesela. Bir olaya şahit olmak, bilmekten hatta görmekten daha ağır bir sorumluluk sanki.

Allah azze ve cellenin kendi birliğine şehadeti ise “âlemde ve kendi nefislerimizde O’nun birliğine delalet edecek şeyleri var etmesidir.” denmiş.[2]

İşte müşâhede hâli de âlemde olup biten her şeyi ilâhî isimlerin tecellisi bilerek eşyada Hakk’ın birliğini görmeyi becermekmiş.

Her şeyde bir tecelli görmek: Müşâhede

Yalnızca izlemek değil. Ekrandan izlenen şey için de aynı fiil kullanılıyor. Hâlbuki o değil bu. Beynin uyuşuncaya kadar ekrana hapsolmak nerde. Her görüleni onun yaratıcısına ulaşmak için vasıta bilmek nerde. Hazır bulunarak ve ikrarla görmek…

Anda olmak ve kabullenmek…

Kayadan filiz yeşertenin olmazları oldurduğunu, suyun köpüğünde bir üflemeyle sönecek dünyayı görmek….

“Müşâhede, hissî bir görme ve algılama değil mânevî ve ruhî bir keyfiyet” olduğundan sadece somut, elle tutulan bir şey olması da gerekmiyor müşahede edilecek olanın.[3]

“Bizler hakikatin sahibi değil, muhatabıyız. Kafamızdaki engelleri aşarak kendimizi açık tuttuğumuz müddetçe, her gün mucizevi şekilde kendini yenileyen yüzüyle varlığın değişmez özünü müşâhede imkanına sahibiz.” diyor Gökhan Özcan.

Hakikatin muhatabıyız ama o hitap esnasında hazır bulunuyor muyuz? Duymak istemeyene duyurabilir misiniz?

Her şey konuşuyor, dinliyor muyuz?

Dinlediğimizi ikrar edebiliyor yani kabullenip, doğruluğunu itiraf edebiliyor muyuz?

Her itirafın bir bedeli vardır.

“Göğü sen yazdın okuyamadım ben dillerimde bir reçine” diyor şair.

O reçineye yapışıp kalmayalım.

Kafamızdaki engelleri, yakamıza yapışanları aşarak âlemdeki her şeyi mâsivâdan kurtaralım kendi benliğimizde.


[1] TDV İslam Ansiklopedisi, Müşâhede maddesi

[2] Ragıp el-İsfehanî, Müfredat, شهد maddesi

[3] TDV İslam Ansiklopedisi, Müşâhede maddesi

AYŞE ACAR

1998 yılında Konya'da dünyaya geldi. Hocacihan Imam Hatip Lisesinde başladığı lise hayatını Mahmut Samii Ramazanoglu Imam Hatip Lisesinde tamamladıktan sonra üç  yıl Arapça kursuna devam etti.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir