Vücudumuz hayatiyetini devam ettirebilmek adına birtakım özel sistemlere sahiptir. Hayatımızı kalp-damar, solunum, sindirim, savunma gibi; kompleks elemanlarca oluşturulmuş sistemlere -ve elbette bu sistemleri bize verene- borçluyuz. Hayatın amacı -sıklıkla- her ne kadar kul olabilmek, “insan” olabilmek, hakkın yanında olabilmek şeklinde cevaplanıyorsa da organizmanın “biyolojik” amacı kendi hayatını, varlığını devam ettirebilmekten başka bir şey değil. Bu amacı gerçekleştirebilmek için çok büyük önem arz eden, karmaşık bir immün (bağışıklık) sistemimiz var. İmmün sistem vücuda giren yabancı maddelerin, kimyasalların, bakterilerin, mantarların ve virüslerin tanınmasını ve yok edilmesini; böylece vücudun yabancılardan korunmasını sağlar. Tanımadığımız birinin evimize girmesini istemeyiz değil mi?

Vücudumuzdaki tüm maddelerin, hücrelerin, yapıların, savunma hücreleri tarafından tanınmasını sağlayan birer kimliği (antijen) vardır. Bu kimlik sayesinde savunma hücreleri öz yapılarımızı tanıyıp “dost” sinyali verirken, tanımlayamadığı ya da yabancı olarak tanımladığı yapıları “düşman” olarak işaretler. Vücuda giren yabancı bir yapı çok geçmeden hücrelerimiz tarafından fark edilir. Bazense bu yapının ortama saldığı maddeler hücrelerimizi uyarır. Uyarılan hücrelerimiz“sitokin” adı verilen, çok geniş varyasyonları ve görevleri olan sinyal maddeleri salgılar. Uyarılan hücrelerin kaş göz hareketleri (sitokinler) yabancı madde bulunan bölgeye savunma hücrelerinin çağrılmasını sağlar. Yabancının tanınmasından yutulmasına ve etkisiz hâle getirilmesine, dokunun savunma pozisyonu alacak şekilde düzenlenmesinden, verilen savunma cevabının kontrol edilmesine kadar onlarca farklı mekanizmayı kontrol edecek, onlarca farklı işleve sahip, onlarca farklı hücre türü vardır. Bu onlarca farklı hücrenin değişik miktarlarda salgıladığı yüzlerce farklı işleve sahip sitokinler, bir yandan savunma cevabı (immün yanıt) oluştururken bir yandan da tüm bu olaylar silsilesinin “alevlenmesini” ve yabancı uzaklaştırılana ya da etkisiz hâle getirilene dek zincirleme bir şekilde devam etmesini sağlar. İşte bu olayların tümüne “alevlenme/yangı” anlamına gelen “inflamasyon” -halk arasındaki adıyla “iltihap”- adı verilir. İnflamasyon vücudun savunmasında kilit bir rol oynar. Bu zincirleme yangısal tepkinin elemanlarından tek birisi dahi eksik ya da bozuk olursa bağışık yanıt bozulur ve savunma zayıflar. Bu yüzden immün yanıt olmazsa olmazımızdır.

Vücudumuzda gerçekleşen çoğu inflamasyonun farkına bile varmayız. Etkisi zayıf bir antijenik (yabancı) yapı kolayca elimine edilir ve inflamasyon artıkları temizlenir. Örneğin ağzımızın içi neredeyse sürekli antijenik yapılar tarafından uyarılır. Küçük bir yarada ya da dişlerin etrafını saran diş etinde yerleşmeye çalışan bir bakteri, inflamasyona sebep olabilir. İlerlemiş bir diş çürüğü için de bu böyledir. Fakat bazen inflamasyon kolayca geçmez. Ağrı, ödem, kızarıklık gibi belirtiler vererek bizi rahatsız eder. İşte bu belirtilerin tamamının sebebi, inflamasyonu kontrol eden sitokinlerin etkileridir. Bu gibi durumlarda gerekirse hekimlerin yönlendirmesi doğrultusunda antijenik yapıyı ortadan kaldırarak inflamasyonu sonlandıracak ilaçlar kullanırız. Buraya kadar gelişen her şey oldukça normaldir ve her vücutta bu şekilde yaşanır. Fakat her ne kadar bakterileri suçlasak da vücudumuza asıl zararı veren, inflamatuar cevaptır.

Vücutta inflamatuar yanıt oluşturan bir bakterinin tek zararı; salgıladığı -çok da etkili olmayan- enzimler ve antijenik yapısının sebep olduğu immün stimülasyondur (uyartı). Salgıladığı enzimlerle yakın çevresindeki dokuyu sindirip beslenirken, antijenik yapısı ile inflamatuar yanıt başlatır. İşte bu inflamatuar yanıt çok uzun sürerse ve antijenik (yabancı) yapı ortamdan uzaklaştırılamazsa inflamasyon şiddetlenerek devam eder. Bölgeye gelen fazla sayıdaki sitokin, zincirleme şekilde birbirini uyararak, verilen immün yanıtın abartılmasına ve kontrolden çıkmasına sebep olur. Bu şekilde doku zarar görmeye başlar, kendi kendini sindirir. Hatta bu durum ilerlerse vücudun bir başka savunma mekanizması sebebiyle bir kapsül tarafından sarılır ve kistleşir. İmmün sistem karşısında hiç de şansı olmayan bakterilere verilen basit bir yangısal cevap, bakterilerden daha fazla vücuda zarar verebilir. İşte bu abartılı yanıtın sebep olduğu istenmeyen duruma “sitokin fırtınası” denir.

Velhasıl, bakteriler sadece tepkimeyi başlatırlar, oysa bu durumu abartan ve asıl büyük zararı veren “savunma” sistemimizdir. Hayatımız da böyledir aslında. Yaşadığımız bir olumsuzluk, mutsuzluğun asıl sebebi değil; yalnızca başlatıcısıdır. Düşünerek, kurarak, abartarak onu çekilmez ve zor hâle getiren aslında öz kendimizdir.

MUZAFFER FIRAT

Biraz yazar biraz çizer. Kendini, Akif'in “Bana sor sevgili kâri” şiiri ile tanıtabilecek mertebeye ulaşmayı, şehirden uzakta bir gökyüzünün yıldızlarına dokunmakla bir görür. Yazmak ve çizmek, bir dostuyla oturup sükût içinde, batan bir güneşi seyretmek gibidir onun için.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir