Şubat Hikâyeleri (16) Ebeveynler ve Çocuklar

Selçuk Üniversitesi’nde başörtülü öğrencilere tutanak tutulmaya başlandığı ilk günler… Direnmek isteyen evlatların, çocuklarının iyiliklerini istediklerini söyleyen annebabalar tarafından başlarını açarak okullarını bitirmeye, geleceklerini kurtarmaya ikna edilmeye çalışıldığı zamanlar…

Büroya Hatice isminde bir öğrenci geliyor. Ağlıyor. Biraz sakinleştikten sonra ağlamasının sebebini soruyorum. Babasının, “Başını açıp okuluna gideceksin. Disipline gittiğini, ceza aldığını görmeyeceğim, yoksa eve almam.” diyerek kendisini okula gönderdiğini söylüyor. Okulun kapısına kadar ağlaya ağlaya gittiğini ama yapamadığını, başörtüsünü çıkaramadığını ve okula girmeyip geldiğini anlatıyor.

Onun o kadar içten ağlayışı karşısında duygulanıyorum. Ama kendimi tutmak, metin olmak zorundayım. “Sabırla ve namazla Allah’tan yardım dileyin.” âyet-i kerîmesini hatırlatıyorum. “Daha akşama var, namazlarında duaya devam et, Allah bir çıkış yolu gösterir.” diyorum. Biraz sakinleştikten sonra ayrılıyor bürodan.

Ertesi günü gözlerinin içi gülerek gayet sakin bir şekilde geliyor büroya. Merak edip soruyorum ne oldu diye. Babası mahallelerinde tanıdıkları bir avukat ile karşılaşıp ona dert yanmış. O da Allah’ın “ört” emri dururken kızını başına açmaya zorlamamasını, aksine inançlı ve inancı için mücadele eden bir kızı olduğu için Allah’a şükretmesi gerektiğini, kızının geleceğinin alacağı diplomalarda veya kazanacağı paralarda değil Allah’ın emrine uymakta olduğunu anlatmış. Babası da ikna olmuş ve kızına “Git, nasıl biliyorsan öyle davran.” demiş.

Ey Allah’ım, Sen nelere kadirsin!

Aslı, Mardinli bir öğrenciydi. Mücadelesinde kararlı idi. Bir sükûnet hâli içerisindeydi. Okulun birincidönemi sırasıyla uyarma, kınama ve biray okuldan uzaklaştırma cezalarını almıştı.

Sömestir tatili için gittiği memleketinden döndüğünde zor durumda olduğunu söylüyordu. Babası kalp hastası imiş. “Başını aç, okulunu bitir, geleceğini kurtar. Artık ceza almanı falan istemiyorum. Dediğimi yapmazsan ve kızgınlığımdan başıma bir şey gelirse sorumlusu sen olursun.” diyerek göndermiş. “Başımı açmak istemiyorum ama babamın başına bir şey gelirse de kendimi affedemem.” diyordu.

Kendisini hemen suçlamamasını, denklemi bir de farklı kurmasını, kendisini o annebabadan yaratanın Allah olduğunu, başörtüsünü emredenin Allah olduğunu, babasına kalp hastalığını verenin Allah olduğunu, eğer babasının başına tehdit ettiği gibi bir şey gelirse kendisini sorumlu tutup tutmaması konusunda Hz. Mus’ab’ın annesinin tehditlerini hatırlamasını… anlattım.

Olaya hiç o yönüyle bakmadığını söyledi, mücadelesine devam etti. Okuldan atılmaya kadar gitti. Babasına da bir şey olmadı. Hatta daha sonraları babasının “Kızım iyi ki beni dinlemedin, yoksa ben nasıl Allah’a hesap verirdim.” diyerek kendisini tebrik ettiğini anlattı.

Ey Allah’ım, Sen nelere kadirsin!

Ayşegül, güneyli bir ailenin çocuğu idi. Aile, İslami düşünceye sahip olan ve bu düşüncelerinin hayata hâkim olması için koşturan bir aile idi.

Çocuklarının üniversiteye kayıt yaptırdığı yıl başörtüsü yasakları uygulanmaya başlanmıştı. Başörtüsü için mücadele edecek bir kızları olduğu için mutlulardı.

Ayşegül, uyarma ve kınama cezasından sonra artık daha fazla ceza almak istemediğini ve okulunu da bitirmek istediğini ailesine iletince annesi ve teyzesi nasihat etmek için yanına gelmişler. Hep beraber büroya geldiler.

Anne ile teyze geleneksel güneyli giysili hanımlar. Ayşegül, okula devam etmek istediğini, mezun olup hizmet etmek istediği anlatıyor. Teyzesi annesi kadar sabredemiyor, “Hizmet Allah’ın emirlerine olur, Allah’ın emirleriyle olur, Allah’ın emirlerini yerine getirmeyerek kime ne hizmet edeceksin?” diye kızıyor. Anne, “Bak kızım” diyor, “Başörtünü çıkarma, okuldan atarlarsa atsınlar. Sen Konya’da kalıp mücadeleye devam et, ben seni okuldan atsalar bile okuyormuşsun gibi senin masraflarını karşılamaya devam edeceğim. Eğer başını açarsan önce Allah’ı, sonra beni gücendirirsin.” diyor.

İbretle izliyorum. O günlerde kızlarının başlarını açtırabilmek için fetvalar arayan annelerin, babaların çabalarını da bildiğim için annenin söyledikleri bana çok takdire şayan sözler geliyor. Ama Ayşegül mutlu olmuyor. Annesinin söyledikleri de onu tatmin etmiyor ve başörtüsüz okula gitmeyi tercih ediyor.

Kim ne yaparsa yapsın kendisi için yapar ve yaptığının karşılığını mutlaka görür.

*Bu yazı 14.02.2013 tarihinde www.izdusunce.com ‘da yayınlanmıştır.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir