Şubat Hikâyeleri (20) Zulüm Çağrılır Mı?

Ben üniversiteye gelirken başörtüsü için mücadele etmek niyetiyle geldim. Başörtüsü mağduru olmak hayalimdi âdeta. O yüzden soruşturmaları, cezaları, baskıları vs. beklentilerimin karşılığı olarak gördüm. Ciddiye almamamın geri planında biraz da bu durum vardı.”

Başörtüsü yasakları başladığında Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi 3. sınıf öğrencisiydi.

Yapılan duyurulara, derslerde başörtülü olduğuna dair düzenlenen tutanaklara aldırmıyordu. Hatta gülüp geçiyordu.

İlk olarak uyarma disiplin cezasını aldı. Ceza yazısını çantasının görünür yerine yapıştırdı, üzerine “iftihar vesikası” notunu da ekledi. Birkaç arkadaşı da aynı şekilde davrandı, okula bu şekilde gittiler.

Bu protestoları da soruşturma konusu oldu ve yeni bir savunma ve akabinde yeni bir disiplin cezası geldi.

Savunmaları çok netti; başörtü takmaya devam edeceğini, istedikleri cezayı verebileceklerini, verecekleri her türlü cezayı önemsemediğini söylüyor, meydan okuyordu.

Genel uygulama doğrultusunda uyarma, kınama, bir ay okuldan uzaklaştırma cezalarından sonra bir dönem okuldan uzaklaştırma cezasını da verdiler.

Ceza, 1998-1999 öğretim yılının bahar yarıyılını kapsıyordu. Dolayısıyla bir yarıyıl okula devam edemedi. Ceza süresine yaz tatili de eklenince uzunca bir süreyi ailesinin yanında geçirdi.

Güz dönemi okullar yeniden açıldığında büroma geldi. Önceki kararlılığı ve meydan okuyan tavrı yoktu üzerinde. Hatta biraz yılgınlık ve yoğun duygusallık belirtileri görülüyordu.

Sonra anlattı: “Ağabey” dedi, “Ben üniversiteye gelirken başörtüsü için mücadele etmek niyetiyle geldim. Başörtüsü mağduru olmak hayalimdi âdeta. O yüzden soruşturmaları, cezaları, baskıları vs. beklentilerimin karşılığı olarak gördüm. Ciddiye almamamın geri planında biraz da bu durum vardı.

Hatta arkadaşlarım ailelerinin kendilerine çok baskı yaptıklarını söylediklerinde onları da fazla ciddiye almıyor, kendi kendime ‘Bir de benim ailem bana baskı yapsın da görelim bakalım şu aile baskısı nasıl bir şeymiş.’ diyordum.

Bir dönem okuldan uzaklaştırmayı alıp memlekete, ailemin yanına döndüğümde bütün düşüncelerim altüst oldu, neye uğradığımı şaşırdım. Ailem ile birlikte bütün bir sülalem, bütün bir toplum üzerime üzerime geliyordu. Kime ne cevap vereceğimi şaşırdım kaldım. Adeta pes etme noktasına geldim.

Meğer bedelini bilmediğimiz, bedeline katlanıp katlanamayacağımızı bilemediğimiz ama kendi ellerimiz/dillerimiz ile çağırdığımız imtihan ne zormuş çok iyi anladım.” dedi.

“Sizin durumunuzda bir genç kızın sizin gibi dua ettiğini duysanız tavsiyeniz ne olurdu?” diye sordum. “Başkasına değil, önce kendime tavsiyem: Dualarımız Allah’ın bize öğrettikleri, Rasulünün bize öğrettikleri gibi olmalı. Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! Üstesinden gelemeyeceğimiz şeyleri boynumuza borç kılma! Amin.” diye cevap verdi.

Epeyce hırpalanmış olsa da bu noktaya gelmesini bir kazanç olarak görüyor, direncinin devam etmesi için dua talep ediyordu.

Kim ne yaparsa yapsın kendisi için yapar ve yaptığının karşılığını mutlaka görür.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.