Şubat Hikâyeleri(2) “Müdürün Evinde”

Kesintisiz sekiz yıllık zorunlu eğitim yasasının çıktığı, İmam Hatip Liselerinin budanmaya başlandığı günler… Budama, başörtüsü bahanesiyle devam ettirilmek isteniyor.


Başörtülü öğrencilerden, önce bayan öğretmenlerde başlarını açmaları isteniyor. Sınıfın tamamının zaten bayan olduğu, bayanların birbirleri yanında başörtüsüz bulunmalarının caiz olduğu fetvasıyla desteklenen bir çözme operasyonu devreye sokuluyor. Dine karşı din kullanılıyor.

Bayan öğretmenlerde başörtüyü çıkarmayı kabul eden öğrencilere, bu kez erkek öğretmenlerin baskıları başlıyor. Kendileri hakkında idarenin ve müfettişlerin soruşturma açacakları, kendilerinin de çoluk çocuğu olduğu, kimsenin kendi ekmekleriyle oynamaya hakkı olmadığı dile getiriliyor. Öğrencilere, babaları yerinde olduklarını, kendilerinin yanında başlarını açmalarının bir sakıncası olmayacağını, olsa bile köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyebileceklerini, ülke insanlarının kendilerine ihtiyacı olduğunu, bir kuru inat uğruna geleceklerini karartmamalarını tavsiye ediyorlar, emrediyorlar, dayatıyorlar!..


Geçilecek köprü hangisidir, mutlaka geçilmesi gerekli midir, ayı geçmeye müsaade edecek midir, geçemeden ölüm ihtimalinde hüküm ne olacaktır?.. Bu sorular cevapsızdır, soranlar kötü niyetlidir…

Bir aşama sonra, öğrenciler ya okul binasına hiç alınmamaya veya derse girseler bile başörtülerini çıkarmadılarsa yoklama fişine yok yazılmaya başlanır. Bu uygulama daha şehir merkezinde bile başlamamışken, Konya’nın ilçelerinden birinin bir yiğit İmam Hatip Lisesi müdürü, başörtülü öğrencilere okuldan uzaklaştırma cezaları verir ve cezaların bitiminde okuldan içeri almayacağını söyler. Öğrenciler ne yapacaklarını bilmemektedirler. Bizi ararlar, hukuki haklarını öğrenmek isterler. Kendilerini bir ziyaret etmemizin mümkün olup olmadığını sorarlar. Ziyarete geleceğimizi söyler, tarihini belirleriz.

Belirlediğimiz tarihte Gürsoy Bilgin, Adem Seleş ve ben düşeriz yola. Önce okula uğramak ve okul müdürüyle görüşmektir niyetimiz. Müdürü okulda bulamayız. Okul Aile Birliği başkanının yanına gittiği bilgisi verilir bize. Okul Aile Birliği başkanını buluruz. Müdür yanında yoktur. Ulaşmaya çalışır, ulaşamaz. Biz, öğrencilerle görüşeceğimizi, bu arada Müdür Bey’le mutlaka görüşmek istediğimizi, irtibat kurması durumunda randevu almasını başkandan istirham ederiz. Başkan, “tamam” der ve gideriz öğrencilerin yanına.

Öğrencilerle görüşür, haklarını anlatırız kendilerine. Sevinirler; böyle hakları olduklarını bilmediklerini, haklarını almak için sonuna kadar mücadeleye hazır olduklarını söylerler. Ondört onbeş yaşlarında genç kızları kendilerinden emin ve kararlı görmek hukuk adına bizleri de memnun eder. Hak ve hukuk mücadelesinde imkânlarımız ölçüsünde hep yanlarında olacağımızı söyler ve ayrılırız onlardan.

Bu arada akşam olmuştur. Okul Aile Birliği başkanı, Müdür Bey’in bizi evinde beklediğini söyler. Şaşırmakla birlikte memnun oluruz. Zira Şubat’ın baskı dolu günleridir ve bizlere selam vermeye cesaret edemeyenler vardır. Başkanı da alır gideriz Müdür Bey’in evine. Müdür, benim sınıf arkadaşımdır, Gürsoy’un da hemşehrisi. Ben, sınıf arkadaşım olduğunu söylemeyerek Gürsoy ile Adem’e sürpriz yapma hazırlığındayım. Müdür Bey’in evine varıyoruz. Müdür Bey, gayet soğuk. Ben, sınıf arkadaşım olduğunun verdiği bir samimiyet havasıyla kendisine şaka yapıyorum. Cevap olabildiğince mesafeli. Müdür Bey, beni tanımıyor. Hangi sınıfta okuduğumuzu, hangi yıllarda okuduğumuzu, kendisinin kiminle sıra arkadaşı olduğunu hatırlatıyorum. Müdür Bey, bunların hepsini hatırlıyor ama beni hatırlayamıyor. Anlaşılıyor ki hatırlamak istemiyor.

Bu arada Müdür Bey’in İzmir Yüksek İslam Enstitüsü mezunu olduğunu da belirtelim. Az sonra olacaklar bu ayrıntıyı önemli kılacak.

Müdür Bey, tanımak istemeyince o faslı kesiyoruz. Yaptığı yasal olmayan uygulamalardan vazgeçmesini istiyoruz. Kendisinin de bir İlahiyatçı olduğunu hatırlatıyor, yasa ve yönetmeliklerde olmayan uygulamaları neden yaptığını soruyoruz. Müdür Bey kaçamak cevaplar veriyor. Ama bir tedirginlik içerisinde. Bunun sebebini az sonra anlıyoruz, kızı kapıyı açıyor ve kendisini arayanlar olduğunu söylüyor. Müdür Bey çıkıyor odadan. Belki yirmi dakika sonra ancak dönüyor. Yalnız bıraktığı için bir özür dileme nezaketinde bulunmuyor. Biz kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hukuka vurgu yapıyor, her hukuksuzluğun mutlaka bir gün hesabının sorulabileceğini söylüyoruz.

Müdür Bey’in kızı tekrar kapıyı açıyor. Misafirleri olduğunu söylüyor. Müdür Bey çıkıyor. On dakika kadar bekledikten sonra misafirleriyle birlikte dönüyor. Bakıyoruz, Müdür Bey’in misafirlerinin ilçe emniyet görevlileri olduğunu anlıyoruz. Müdür Bey, hiçbir izah yapmadan, tanıştırmadan konuya giriyor. Ama bizim söylemediğimiz ve üslubumuz olmayan şekliyle; düzene, devlete vurgular yapıyor. Belki bize öylesi şeyler söyletmek hesabıyla… Biz, emniyet görevlileri gelmeden söylediklerimizi görevlilerin yanında da tekrarlıyor, kimsenin hukuka aykırı davranmaya hakkı olmadığını yineliyoruz.

Emniyet amiri isimlerimizi soruyor, söylüyoruz. Telefon açmak için kalkıyor. On beş dakika sonra tekrar yanımıza dönüyor. Konya emniyetinden bizi sorduğunu tahmin ediyorum. Emin olmak için “Siz bizi tanımazsınız ama Konya bizi tanır.” diyorum. Emniyet amiri, “Evet, tanıyorlar, sordum.” diye mukabele ediyor.

Kalkalım diyoruz. Müdür Bey, emniyet amirine ihbarını devam ettiriyor; “Arkadaşlar kalkacaklarmış.” diyor. Emniyet amiri, müdüre, eğer anladıysa, insanlık dersi veriyor; “Misafirler sizin misafirleriniz…” diyor.

Kalkıyoruz. Bu süre zarfında hiçbir şeye müdahil olmayan Okul Aile Birliği başkanına, kendisini evine veya işyerine bırakmayı teklif ediyoruz. Arabamıza binmeye cesaret edemiyor, o soğuk kış günü yürüyerek gideceğini söylüyor. Israrlarımız sonuç vermiyor ve arabamızabinmiyor.Süreç içerisinde onlarca vali, vali yardımcısı, kaymakam, emniyet müdürü, sağlık müdürü, milli eğitim müdürü, milli eğitim müfettişi, okul müdürü… ile bu konularla ilgili görüşmelerimiz, tartışmalarımız olmuştu. İçlerinde nezaket sınırlarını zorlayanları bile oldu. Ama ilk kez bir İlahiyatçı müdür, kendisine hukuk hatırlattığımız için bizleri hukuksuz uygulama sahiplerine ihbar etti.

Dönüş yolunda Adem, gülmekten yoruluyor.“Birinizin hemşehrisi, birinizin sınıf arkadaşı, size ne kadar iyi davrandı!” diye bizimle dalga geçiyor.

Ne diyelim, kim ne yaparsa kendine yapar ve yaptığının karşılığını mutlaka görür.

*Bu yazı 24.09.2011 tarihinde www.izdusunce.com ‘da yayınlanmıştır.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir