“Yorucu bir günün ardından rahat kıyafetlerini giyindi, yorgun bir şekilde koltuğuna uzandı. Bugün işleri pek yolunda gitmemişti. Gitmek istediği gezi için patronundan izin alamamış ve bir de üstüne üstlük arabası bozulmuştu. Bir an ne kadar şanssız olduğunu düşündü ve telefonunu eline alıp biraz kafa dağıtırım düşüncesiyle sosyal medyaya girerek parmağıyla o malum kaydırma hareketini yapmaya başladı. Biraz gezindikten sonra düşüncelere daldı. Arkadaşları ve takip ettiği insanların nasıl bu kadar kusursuz bir hayatı vardı? Kendi başlarına, eşleriyle, aileleriyle bu insanlar nasıl bu kadar mutlu olabiliyorlardı? Sahiden hiçbir sorunları yok muydu hayatlarında? Nasıl bu kadar, nasıl bu kadar sorularından ötürü artık daha fazla yorulduğunu hissetti ve telefonu elinden fırlatırcasına bıraktı. Sosyal medyadan biraz uzaklaşması gerektiğine ve kendini daha da kötü hissettirdiğine karar vererek yarım bıraktığı kitabına döndü.”

Bu olay ucundan da olsa birçoğumuza tanıdık gelmiştir. Zaman zaman vaktimizin bir kısmını ayırdığımız sosyal medya mecraları, örnek olayımızdaki gibi hissiyatlara kapılmamıza neden olabiliyor.

İletişim kurduğumuz, bilgi edindiğimiz, paylaştıklarımız kadarıyla birbirimizin yaşamlarına misafir olduğumuz faydalı ve eğlenceli olabilen sosyal medya; bir yanıyla da aslında büyük bir yanılsama olması sebebiyle ruh sağlığımızı olumsuz yönde etkileyebiliyor.

Canımız sıkıldığında bizim için sıkıntımızı bir nebze geçirme aracı olan, buzdolabını açıp şöyle bir göz gezdirip geri kapatma zevkimizin yerini teknoloji ve sosyal medya aldığından beri bazen “Herkes mutlu ben değilim, herkes tatilde ben yine evde oturuyorum, herkes ders çalışabiliyor, herkes çok kitap okuyor, herkes kaliteli vakit geçiriyor, herkes, herkes, herkes ama ben…” şeklinde olumsuz düşüncelere kapılabiliyoruz ve bu bize kendimizi yetersiz, şanssız, agresif ve mutsuz hissettirebiliyor.

Yaşadığımız bu olumsuz his ve yetersizlik duygu durumlarına literatürde, “Ördek Sendromu” deniyor. Ördek sendromu ilk olarak Stanford Üniversitesinde, kişilerin yaşamlarına dışarıdan bakıldığında hiç çaba göstermeden başarılı ve mutlu olduklarının görülmesi durumuna isim olarak verilerek ortaya atılmıştır.

Yaşamımızda kimi zaman denk geldiğimiz ve süzülüşlerini izlerken tebessüm ettiğimiz, dinlendiğimizi hissettiğimiz, su yüzeyinde yavaş yavaş hareket eden ördekleri bilirsiniz. Bu, oldukça sakin ve yavaş bir eylem gibi görünür. Ancak bizim görebildiğimiz sadece suyun görünen tarafıdır. Peki, görünmeyen tarafında ne vardır? Ördekler su yüzeyinde kalarak yüzmek için minik perdeli ayaklarını suyun altında sürekli olarak çırpmak zorundadırlar. Suyun üzerinde bizim gördüğümüz sakin, huzurlu, hayranlık uyandırası bir görüntü varken bizim göremediğimiz tarafta, suyun altında, aslında yaşama tutunma mücadelesi ve yüzeyde durabilme çabası vardır.

Sosyal medya başta da belirttiğimiz gibi renkli dünyasıyla, her an değişen, sonu gelmeyen akış ve gündemleriyle, kusursuz filtreleriyle aslında büyük bir illüzyon. Bizler için yeri geldiğinde oldukça zor olan yaşamımız, sosyal medya mecralarında gördüğümüz, kusursuz yaşamları olduğunu düşündüğümüz insanlar için de pek tabii zor olabilir.

Mesela çok mutlu ve sorunsuz bir yaşamları olduğunu düşündüğümüz bir çift, o mutluluk pozunu paylaşmadan 3-5 dakika önce tartışmış olabilir. Kitabını paylaşan o kişi belki de sonradan o kitabı hiç okumamış olabilir. Ne güzel, sürekli geziyor diye düşündüğümüz kişi türlü türlü maddi sıkıntılara girerek, ailesiyle tartışarak veyahut sadece kaçmak için o geziye çıkmış olabilir. Bizim gördüğümüz tarafta her şey kusursuz ve muhteşem görünüyor olabilir. Ancak şunu bilmeliyiz ve anlamalıyız ki, arka planda herkesin bir takım zorluk ve sorunlarla baş etmeye çalışıyor olma ihtimali çok yüksektir. Çünkü dünya, herkes için bir parça zorlukları olan bir gezegendir. İnsan olmanın doğası zorluklarla baş edebilme üzerine kuruludur. Sosyal medya ise bu dünyanın, sadece çok çok küçük bir kısmıdır.

Sosyal medya mecraları, zaman zaman bizde yetersizlik ve ümitsizlik duygusu oluşturuyorsa ve bahsi geçen ördek sendromunun muhtevasını içeren sıkıntılar yaşamamıza neden oluyorsa sosyal medya kullanımımıza sınırlandırmalar getirebiliriz. Kullanma süresi belirleyip kendi kendimize meydan okumalar yapabiliriz. Ayrıca zihnimizi dinlendiren ve zihnimizi daha verimli kullanmamızı sağlayarak sosyal medya ve teknoloji kullanımımızı da sınırlandıran “Dopamin Detoksu”nu araştırarak özellikle sosyal medya yüzünden olumsuz hislere kapıldığımızda, zihnimizi yorgun hissettiğimiz zamanlarda, yaşamımızda uygulayabiliriz.

Suyun öteki tarafında verdiği mücadele ve yaşama tutunma çabasında olan herkese kolaylıklar dileğiyle…

SERRA DOĞRU

Merhabalar ben Serra.
Psikolojik Danışman olma arifesinde her daim insanı ve hayatı keşfetmeyi çok seven birisiyim.
En büyük hayalim, astronot olarak çıktığım yolculukta, uzay gemimi kontrol eden o büyük yöneticinin benden razı olması ve sonrasında o en güzel evrene ulaşabilmek. 
Şu an bu yolculuğumu gerçekleştirmekte ve dünyadan geçmekteyim. 20'li yaşlarımında, hayatında çok başındayım.
Okumalar yapmak, öğrenmek ve bulunduğum gönüllülük çalışmaları benim vitaminlerim.
Yazmak ise benim için dış dünyayı anlamlandırdığım ve ruh dünyamla birleştirdiğim bir keşif süreci.
Burada hep birlikte alanım olan psikolojiyle alakalı keşiflere çıkacağız.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.