Takvimler Şubata Düştüğü Zaman Şehit Hama’yı Hatırla ve Asla Korkma!

2-28 Şubat 1982 tarihinde yaklaşık bir ay süren katliamda bir şehir -Hama- katledildi. Hama’da 40.000 kişiden fazlasının öldürüldüğü söylense de gerçek rakamlara hiçbir zaman ulaşılamadı. O günlerde gözaltına alınan 20.000 kişiden bir daha haber alınamadı. Ve tarih, bir kez daha hafızalara binlerce şehit düştü…

1963’te bir darbe ve sonrasında Hava Kuvvetleri Komutanı Hafız Esad’ın 1970’te tek adam olarak ülkenin başına geçmesi ile başladı Hama’nın hikayesi. Hama Katliamı öncesi Müslüman Kardeşler’i hedef alan rejim, “49.Yasa” olarak bilinen ve 7 Ağustos 1980’den bu yana yürürlükte olan bir kanunla Müslüman Kardeşler’e üye olmayı büyük suç saymış ve onların idamla yargılanmaları kararlaştırılmıştır. Bu kanun adım adım, yapılanları meşru kılacak ve ülkede büyük katliamlara kapı aralayacaktır. Kanundan sonra Müslüman Kardeşler’i hedef alan devlet, Hama’ya keskin nişancıları gönderdi. Fakat dar sokakları ve muhkem yapısıyla bilinen şehir, ailelerin ve halkın yardımıyla gizlenmelerini sağladı ve kurtuldular. Bu durumda büyük bir gözdağı vermek isteyen devlet (Hafız Esad yönetimi) hem intikam hem gözdağı amacıyla bütün bir şehri; Müslüman Kardeşler üyelerini, ailelerini ve halkı yani kendi tabiriyle “yardım ve yataklık edenleri” katletti.

Dünya basınında Arap-Alevî (Fransa’nın öncülük ettiği tabirle) ile Sünnî çatışması şeklinde lanse edilse de, Suriye nüfusunun %10’unu oluşturan Nusayrî azınlığa mensup Esad tarafından gerçekleştirilen Hama katliamı, 2 Şubat 1982 günü başlayıp 21 gün süren bombardıman ve daha sonrası askeri güçlerin şehri tamamen kontrol altına almasıyla devam etti. Katliamdan hemen sonra yapılan askeri operasyonlarla Hama’da tutuklanan 13-70 yaş erkekler ve ülke genelinde gözaltına alınanlardan bir daha haber alınamamış ve bu rakamın 20.000’den fazla olduğu kaydedilmiştir.

Katliamdan sonra da Hama şehit vermeye devam etti. Katliamdan kısa süre sonra görevlilerden gizli olarak Hama’nın resimlerini çekip dünya kamuoyuyla paylaşan Kerem isimli bir tıp öğrencisinin kahramanlığı ve şahitliğinin hikayesi bize o günkü durumu daha net anlatacaktır: Hama’ya aylarca kimse girememiş ve bu katliama herkes seyirci kalmaya zorlanmıştı. Dünyadaki herkes ne olduğunu biliyordu ama bir fotoğraf dahi sızmaması için bölge sıkı bir kontrol altında tutuluyor, basın mensupları ve sivillerin Hama’ya girmesine izin verilmiyordu. Fakat Kerem Kıyase, Şam Üniversitesi Tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencisi, Hama katliamından iki ay sonra oraya gitmiş ve dehşetin fotoğraflarını gizlice çekmeyi başarmış ve bunları Trablus’ta tab ettirerek dağıtmış, medyaya sızdırmayı başarmıştı. Şam’a döndükten bir süre sonra, fotoğrafları Kerem’in çektiği ortaya çıkarıldı. Eylül ayında rejim güçleri tarafından şehit edildi ve evi yakıldı.

Hama Katliamı’nın amacı Hama’da yaşayan Sünnî Kürtler ve Müslüman Kardeşler nezdinde, Sünnî Müslümanlara ve rejime, tek adamlara karşı çıkacak herkese ders vermekti. Korku, devletin en başındaki teröristlerin de kullandığı güçlü bir malzemedir, diktatör rejimleri ayakta tutmayı başaran en kuvvetli silahtır. Tarihi belgelerin de bugün ortaya koyduğuna göre Moğol karşısında devletlerin kolaylıkla yıkılışı bundandır ve yine Filistin’in dimdik ayakta duruşu da bundandır: Korkmayarak ve düşmanlar ne kadar büyük ve güçlü görünseler de en güçlüyü bilip O’na dayanarak! Hama olayı Müslüman Kardeşler nezdinde Sünnî Müslümanları sindirmek için yapılmış bir katliamdı ve Müslüman Kardeşler’den birçok aile soykırıma uğradığı gibi ülke genelinde de suikastler devam etti. Ve 1982 yılında Hama katliamı öncesi ve sonrasını takip eden günlerde öldürülenlerin sayısı 70.000’e ulaştı. Mazlumder raporunda, katliamdan sonra 800.000 kişinin ülkeyi terk etmek zorunda kaldığı ve o günlerde ülkesinden hicret etmek zorunda kalan insanların toplamda 2 milyon kişiye ulaştığı belirtilmiştir. Hama dersi Suriye rejimi tarafından bütün ülkeye “ibret” alınması için verilen bir mesajdı; “sonunuz bunlar gibi olur” diyordu Beşar’ın kendisi gibi katil babası da.  O günden bugüne, Hamalı ailelerin çocukları ve o günlerde hayatta dahi olmayan torunları ülkelerine girememektedir. Geri dönen 1000 kişi tutuklanmış ve akıbetleri bilinmemektedir.

Ve tarih, babasının oğlu Beşar’ın katliamlarına şahitler kılıyor halen bizi. Hafızası olmayanın hatırası olmaz. Korkunun en büyük düşman olduğunu daima hatırlamalıyız. Geçmişte Hama’ya ses çıkaramayanlar ve bugün Suriye’ye ses çıkaramayanlar, gelecekte ateşin ne denli büyüyebileceğini görmezden gelenler de bu cürümleri işleyenler kadar suçlu olmayacaklar mıdır? Öyleyse, İstiklal Marşı’nı bir daha okuma zamanı: Korkma!

Mini Sözlük

Nusayrîlik: Kökeni Selçuklulara kadar uzanan gizli bir teşkilatlanma olup, Hasan Sabbah örgütlenmesine benzer. Bâtınî karakterli, Şiî kökenli bir mezheptir. Suriye coğrafyası ve Akdeniz’in sahil bölgesinde varlıklarını sürdürmektedirler. 1960’lardan itibaren Suriye’nin yöneticilerinin büyük çoğunluğu bu azınlığa mensuptur. Teşkilatlanmaları ve dinî ritüelleri hakkında gizlilikleri dolayısıyla çok fazla bilgi edinilmemekle birlikte, elde edilen bilgiler ışığında Nusayrîlik inancı, gök cisimleri ve yıldızların yüceltilmesi gibi konularda paganizm ya da putperestlikten; mânâ-isim-bâb üçlemesi inancı, içkiyi kutsal sayıp bayramlarını kabul etme konusunda Hristiyanlıktan; on iki imama inanma, Hasan el-Askerî’yi mehdi kabul etme konusunda İmamiyye’den; Bâtinîte’vile dayanmaları açısından İsmailiyye’den; haramların mübah sayılması ve dini konuların hafife alınması hususunda Mecusîlik ve Mazdekîlikten ve felsefi yorumlarda Yeni Eflatuncu felsefeden etkilendikleri kabul edilmektedir. (Bulut, 2012, s.596). Mezhep mensuplarının isimlendirilmesi konusunda problemler bunmaktadır. Nusayrîliği Hıristiyanlıkla ilişkilendiren iddiaların yanında, son dönemde yapılan araştırmalarda kendilerini Nusayrî yerine Alevî veya Arap Alevîsi olarak isimlendirdikleri görülmüştür. Ancak, Alevîlik ve Nusayrîlik arasında benzerliklerin yanında çok ciddi farklılıklar vardır. Özellikle Anadolu Alevîliği ile Nusayrîlik arasında, dinî öğretilerin gençlere aktarılması şekli itibariyle bir benzerlik gibi küçük benzerlikler dışında, bir benzerlik bulunamamıştır. (Bulut, 2012, s.604)

tab etmek: Arapça kökenli “tab”, basma işi, bası anlamına gelir. Tab etmek “basmak” demek olup, fotoğraf makinesinde çekilen pozların filmler üzerinden banyo edilerek bastırılması işlemine denir.

Kaynakça

2010 Suriye İnsan Hakları İhlalleri Değerlendirme Raporu. (2010) İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği (Mazlumder) İstanbul Şubesi, İstanbul.

Büyük Türkçe Sözlük, (2011) Türk Dil Kurumu (TDK) Yayınları, 11. Baskı, Ankara.

Bulut, Halil İbrahim, (2012), “Tarih, İnanç, Kültür ve Dinî Ritüelleriyle Nusayrîlik”, Ortadoğu Yıllığı (Editörler: Kemal İnat, Muhittin Ataman vd.), Açılım Kitap, İstanbul, s.579-614.

BAHAR EŞREFOĞLU

Her zaman güzel bir insan olmayı hayal etti. Bir gün hayal edip beklemek yerine yola koyulmaya karar verdi ve tarihin, izlerin peşine düştü..

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.