Biz kimiz? Kim olduğumuzu en iyi şekilde nasıl tanımlarız? Bunu yapmak yani kimliğimizi yüzde yüz bir netlikle tanımlamak oldukça zor. Bu sebeple kendimizi en azından olabildiğince gerçeğe yakın hâlimizle tanımlamaya çalışırken çeşitli kavramlardan yararlanmak işimizi kolaylaştırabiliyor. Örneğin, kişinin kendini toplumdaki rolü ya da rolleri (öğrenci olmak, bir ailede evlat olmak, birinin kardeşi/ablası/abisi olmak gibi), insanlarla olan ilişkileri, boyu, yaşı ve en belirgin kişilik özellikleri gibi çok farklı şekillerle tanıtması mümkün olabiliyor. Kişinin kim olduğunu keşfetme sürecinde bu faktörler arasından özellikle ilişkilerin çok büyük bir anlam taşıdığı söylenebilir. Çünkü insan, sosyal bir varlık olarak dünyaya gelmiş olup öncelikle bakım vereniyle başladığı bu ilişki kurma yolculuğuna, bu ilişkiden öğrendiklerini heybesine koyarak devam eder. Bazen bu tecrübe kişiyi insanlardan, hatta kendinden bile soğuma ve uzaklaşmaya götürebilirken bazen ise kişinin kendini de çevresindeki insanları da olumlu bir çerçeveden görmesini sağlar. Bu sebeple ilişkiler, özellikle de ilk çocukluk döneminde kurulan çocuk ve bakım veren arasındaki ilişkiler, kimliğimizin ve hayata karşı bakış açımızın temel taşlarından birini oluşturur.

Çocukluk döneminden itibaren önem kazanan bir başka kavram ise bağlanmadır. Bağlanma, önceki yazımızda da değindiğimiz gibi İngiliz psikanalist John Bowlby’ye göre çift yönlü gerçekleşen ve iki tarafın da birbirinin ihtiyaçlarına karşı duyarlı olmasını gerektiren ortak bir bağdır. İlişkilerimizde en önemli olan noktalardan biri ise karşıdakine bağlanma şeklimiz olup bunun sağlıklı bir düzeyde olup olmaması yaşam kalitemizi büyük ölçüde etkiler. Özellikle anne-çocuk arasındaki bağlanma, açlık gibi temel gereksinimler için geliştirilmiş basit bir refleksten ziyade çok daha kompleks bir ihtiyaca işaret etmektedir. Buna örnek olarak ilk yazımızdaki gibi Harlow’un maymun yavrularıyla yaptığı deney verilebilir. Bu deney bize bağlanmanın odağında sadece beslenmenin değil teskin edilme, sıcaklık ve şefkate ihtiyaç duymanın da olduğunu gösterir.

Yetişkinlerde Bağlanma

Peki erken çocuklukta ilgi, sıcaklık ve konfor arayışının önemli olduğu bağlanma, yetişkinlikte nasıl bir seyir izler? Hazan ve Shaver 1987 yılında, Bowlby’nin sözünü ettiğimiz Bağlanma Kuramı’ndan yola çıkarak yetişkinlikteki romantik ilişkilerde bağlanma stilleri ve aşk kavramının açıklanabileceğini iddia etmişlerdir. Erken çocuklukta geliştirdiğimiz bağlanma stilleri ve içselleştirdiğimiz zihinsel temsillerin sonraki dönemlerde de etkili olduğunu düşünen araştırmacılar, bu tecrübelerin romantik ilişkiler içindeki davranışlarımızda ve tutumlarımızda, romantik eş seçimlerimizde ve benliğimize dair değerlendirmelerimizde belirleyici bir faktör olduğunu söylemişlerdir. Bundan yola çıkılarak yetişkinlerde bağlanma, genel itibariyle üç ana yol izlerfakat dördüncü bir yol da çok yaygın olmamakla birlikte görülmektedir. Bu bağlanma stilleri güvenli, kaygılı ve kaçıngan olarak sıralanır. Hemen herkes bu üç bağlanma stilinden birine sahip olup nadiren de olsa kaygılı ve kaçınganın beraber görüldüğü bir stil de mevcuttur.

Bu stillerin bizim günlük hayattaki işleyişimiz ve ilişkilerimiz için ne ifade ettiği sorusuna gelirsek, bağlanma stilimiz bizim ilişkilerimizde yakınlığı algılayış biçimimizi ve yakınlığın varlık ve yokluğuna verdiğimiz tepkileri şekillendirir. Bundan dolayı, bağlanma stilimize dair bilgi sahibi olmamız bizi çekici bulduğumuz kişilere neden bu hisleri beslediğimiz, ilişkilerimizde hangi konularda sorun yaşadığımız ve sıklıkla tekrarladığımız kalıplaşmış bazı davranışlarımız gibi pek çok konuda aydınlatabilir. Gerek hâlihazırdaki ilişkilerimizi daha sağlıklı hale getirmek, gerekse gelecekte daha sağlıklı ilişkiler kurmak için hangi bağlanma stiline sahip olduğumuzu öğrenmek ve kendimizi güvenli bağlanmanın sınırlarına taşıyabilecek alternatif yolları araştırmak bizim için faydalı olacaktır. Bu sebeple bu yazıda öncelikle her bağlanma stiline kısaca değineceğiz.

İlk bağlanma stilimiz, güvenli bağlanma. Bu bağlanma stiline sahip insanlar genelde yakınlıktan korkmayan, ilişkilerinden memnun ve sevgisini göstermekten çekinmeyen insanlardır. Partnerlerine güvenmekte ve ihtiyaçlarını sözlü olarak ifade etmekte zorluk çekmezler. Sevilmeme ya da reddedilme korkusu olmaksızın partnerlerinin yanında kendileri gibi olabilirler ve tartışmadan sonra trip atmazlar. Ayrılık durumunda incinmelerine rağmen toparlanıp hayatlarına devam edebilirler. 

İkinci stilimiz olan kaygılı bağlanma stiline sahip olanlar ise terk edilme korkusu ve partnerlerinin onları sevmekten vazgeçeceği endişesini baskın olarak yaşarlar. Partnerlerine çok hızlı bağlanırlar, ilişkileri hayatlarının merkezine koyarlar ve kıskançlık yapmaları çok olağandır. Partnerleri onlara soğuk ya da uzak davranırsa bir şeyleri yanlış yaptıklarını düşünür ve kendilerini yeterli hissetmeyip suçlayabilirler. Tartışmalarda sorunu konuşmak yerine durumu kişisel olarak algılayıp tepkisel davranabilir, sonrasında trip atma, kıskandırma gibi davranışlarda bulunabilirler. Bu davranışların arkasında genelde terk edilmeleri durumunda başka birini bulamayacak olmaktan duydukları endişe vardır.

Üçüncü ve son stilimizin sahibi kaçıngan bağlananlar ise yakınlığı ve yakınlaşmayı sevmezler çünkü bunu özgürlüklerini yitirmek olarak görürler. Genelde partnerlerinin duygusal ihtiyaçlarına karşılık veremez ve insanlara kolaylıkla güvenemezler. Hislerini paylaşmak istemediklerinden partnerleri kişisel alanlarına yakınlaştığında gerilirler. Ayrıyken partnerlerini özleseler de beraberken kafesteymiş gibi hissedip kaçmak isterler. İlişkilerinde genelde suçu karşı tarafta arar ve akıllarında hayalî bir partneri idealize ederek ona özlem duyarlar. Herkesi bu hayalleri ile karşılaştırarak yetersiz bulma eğilimleri olduğundan çoğunlukla ilişkileri başarısız olur.

Peki kaygılı ve kaçıngan bağlananlar kendilerini güvenli bağlanmanın rahatlatıcı alanına çekmeyi nasıl başarabilirler? Öncelikle bağlanmanın sabit bir değer gibi değil de dinamik ve gelişime açık bir kavram olduğunu fark etmek çok önemli. Bir çocuk güvenli bağlanmış olabilir ama gelecek yaşantıları onu kaygılı ya da kaçıngan bağlanmaya itebilir. Aynı şekilde kaçıngan ya da kaygılı bağlanan biri de gelecekte güvenli bağlanan birine dönüşebilir. İlişkiler, içinde büyüdüğümüz, dönüştüğümüz, yaralandığımız ama aynı zamanda da iyileştiğimiz süreçlerdir. Bu dinamizm bizlere ümit vermeli. Örneğin, sadece güvenli bağlanan bir partnere sahip olmak dahi kişinin ihtiyaçlarını daha etkin bir şekilde ifade etmesine ve kendi ile barışmasına sebebiyet verebilir.

Kaygılı bağlanma stiline sahip kişilere verilebilecek ilk tavsiye, kaçıngan bağlananlardan uzak durmaları olabilir. Çünkü iki tarafın ihtiyaçları taban tabana zıttır. Kaygılıların ihtiyaç duyduğu ilişkide istikrarı ve güven hissini sağlayacak olan kişiler güvenli bağlananlar olduğundanideal partnerleri de bu grupta yer alır. Verilebilecek tavsiyelerden en önemlisi kişinin kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmemesi, kendini “muhtaç” gibi göstermemek için bunları inkâr etmemesidir. Kaygılı bağlanan bir kişi, bu ihtiyaçları kabul ettikten sonra trip atmak ya da görmezden gelmek gibi efektif olmayan pasif-agresif davranışlardansa ihtiyaçlarını etkili bir dille ifade edebilirse ilişkisinde oldukça mutlu olabilir.

Kaçıngan bağlananlarda ise bağımsız bir insan olmakla, başkalarına güvenmenin çelişen şeyler olmadığını fark etmek ilk adım olabilir. Başka insanlara güvenmek ve onlara ihtiyaç duymanın kendi kendine yetebilen bir birey olmaya engel olmadığını içselleştirmek gereklidir. Bu bağlanma stilindeki insanlar küçük ihtiyaçlarında başkalarından yardım istemekle başlayabilirler. Ayrıca, ilişkilerde olumsuz yanlara odaklanıp ilişkiyi devre dışı bırakmaya çalışan iç sistemleri bir kenara bırakmak, hayalî ideal partner düşüncesinin de ilişkiden uzak durmak için kurulan bir tuzak olduğunu fark etmek oldukça önemlidir. Bunlar yapılması çok basit şeyler olmadığı içinkişi bir profesyonelden yardım almayı deneyebilir. Aynı şekildeçevrelerinde güvenli bağlandığını gördükleri kişilerin davranışlarını kendilerine örnek almaları da güvenli bağlanmaya doğru bir adım atmalarını sağlayabilir. Ama ilk ve en önemli adımımız tabii ki de kendimizi iyi tanımamız ve bağlanma stilimizin sınırlarını, tuzaklarını, ilişkiyi devre dışı bırakmak için stratejilerini iyi öğrenmemizdir.

Bu konuda daha ayrıntılı bilgi edinmek için Amir Levine ve RachelHeller’ın kaleme aldığı ve her kesimden insanın rahatlıkla okuyup anlayabileceği “Bağlanma: Aşkı Bulmanın ve Korumanın Bilimsel Yolları” adlı kitabı okuyabilirsiniz.

ZEYNEP BETÜL YÜCESOY

İnsanı ve kendini anlama çabasıyla okuduğu psikoloji bölümünden sonra yaptığı diğer işler değişecek olsa da ömürlük mesleğinin öğrencilik olduğuna karar verdi. Yakın gelecekteki hedefi ise klinik psikoloji üzerine uzmanlaşmak. Farklı kültürler görmeyi ve uzun yürüyüşler yapmayı sever.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir