Bir gün Nasrettin Hoca, eşeğini kaybeder. Eşeğini aramaya koyulur. Eşeğini ararken arada bir de ellerini açarak:

–Allah’ım şükürler olsun, diye dua etmektedir.

Bunu gören komşusu:

–Hocam bu ne iştir? Sen eşeğini kaybetmişsin, üzüleceğin yerde şükrediyorsun, der.

Hoca şöyle cevap verir:

–Öyle deme komşum. Tabii şükrediyorum, ya ben de eşeğin üzerinde olsaydım! Ben de onunla birlikte kaybolup gidecektim.

Eskilerin “Kem âlât ile kemâlât olmaz.” şeklinde bir tabirleri vardır. Kötü yöntemlerle ve araçlarla hayırlı ve güzel işler yapılmaz anlamına gelen bir kelamıkibardır. İlim geleneğimiz, bu sözün sayısız örneği ile doludur. Yöntemleriniz doğru değilse bazı sonuçlara ulaşabilirsiniz ama ulaştığınız bu sonuçlarla hayrın hasıl olması sizin niyetiniz, samimiyetiniz ve istikametiniz gibi başka bir çok etkene de bağlı olacaktır. İnsan ve tabiatın yaratılışı ile uyumlu olmayan yöntemler, yine bu yaratılış ile uyumsuz sonuçlar ortaya çıkarır. Atomun parçalanabildiğinin keşfedilmesi ile bir kitle imha silahı olarak atom bombasının icadı arasında sadece beş yılın olduğu söylenir. Bu da bize, bozuk niyetlerle çıkılan yolda hayırlı sonuçlara varılamayacağı gerçeğini hatırlatıyor.

Bilimsel buluşları salt hakikat olarak gören zihne söylenecek söz yok ama bizim dikkat kesilmemiz gereken nokta, bozuk niyetlerle ortaya çıkarılmış araçlarla hayırlı sonuçlar elde etmeye çalışan zihne, ikna edici bir cevap bulmak olmalıdır.

Son günlerde Alev Alatlı’nın bir sözü gündem oldu: Şu anda dünyada Osmanlı medeniyeti hâkim olsaydı durum bu hâlden kesinlikle daha iyi olurdu. Bu kadar insan ölmezdi, bu kadar insan aç kalmazdı, bu kadar insan yollarda telef olmazdı; ozon tabakası delinmiş olmazdı, bu dünya taşlaşmak riskiyle karşı karşıya kalmazdı.

Aslında şunu itiraf etmek gerekir ki, Osmanlı medeniyeti günümüz dünyasına hâkim olsaydı şu anda hayatımızı kolaylaştırdığını düşündüğümüz teknolojik birçok yenilikten de yoksun olurduk. Fakat daha kötü ve mutsuz bir hâlde mi olurduk? Bu soruya evet cevabı vermek elbette imkansız. Bunu bir istatistik ile açabiliriz. Japonya emniyetinin verdiği verilere göre Japonya’da bir ayda intihar edenlerin sayısı bir yılda Covid-19 kaynaklı ölümlerden daha fazla. Japonya’nın dünyanın en ileri teknoloji üretim merkezlerinden biri olduğunu biliyoruz. Bu insanlar bu imkânlardan elbette yoksun değiller. Tek bir istatistik üzerinden mutlak bir hakikate ulaşmak doğru olmasa da hakikat ile aramızdaki perdeyi biraz olsun aralamış olabiliriz. Modernitenin bütün imkânlarından faydalanma bahtiyarlığına kavuştuğu hâlde, yaşamak için bütün isteğini tüketmiş olan çağdaşlarımızın hayata tutunmaları için acaba neleri eksik? İngiltere gibi bazı ülkelerde Yalnızlık Bakanlığı kurulduğunu hepimiz biliyoruz. İngiltere’de Yalnızlık Bakanı olarak görevlendirilen ve bu görevden dolayı gurur duyduğunu ifade eden Crouch, “İngiltere’de yalnızlıktan ötürü acı çeken milyonlarca kişiye yardım etmek için elimizden geleni yapacağız.” ifadesini kullandı.

Modernitenin hayatımıza kattığı yeniliklerin sorgulanması yeni bir şey değil elbette ama henüz bu yeniliklerin hayatımıza verdiği istikameti değiştirebilmemize yarayacak bir duruş sergileyemediğimiz için bu sorgulamayı başlangıç noktası olarak kabul edebiliriz. Başlangıç noktamız, üzerine bindiğimiz binek ile birlikte kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuz gerçeğini kavramamız olabilir.

MUSTAFA EKREM DOĞAN

Erzincan doğumludur. İlk ve Ortaokul tahsilini memleketinde, lise tahsilini Konya İmam Hatip Lisesinde, lisans tahsilini ise Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamlamıştır. İmam-Hatip olarak başladığı vazifesini şuan öğretmen olarak sürdürmektedir.
Öğrencilerinin öğrencisidir.
Okur, yazar, boş zamanlarında düşünür.
Evli, iki çocuk babasıdır.

Önerilen makaleler

1 Yorum

  1. Allah razı olsun. Kaleminize sağlık hocam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir