Velosipet ile Bir Cevelan*: Bir Bisiklet Neferinin Maceraları

İbnülcemal Ahmet Tevfik, II. Abdülhamid döneminde yaşamış bir bisiklet sevdalısı. 1890 Eylül’ünde İstanbul’dan Bursa’ya bisikletiyle yaptığı 266 km yolculuğu -ki vapur yolculuğu da bu süreye dâhildir- ve sadece bu yolculuk için bisiklet sürmeyi öğrettiği bir arkadaşını da yanına alarak yaşadığı maceralar kitaplaştırılmış olarak ilgililerin ve özellikle bisiklet/velespit sevdalılarının hizmetinde.

Gelelim İbnülcemal Ahmet Tevfik’in bisiklet macerasına:

Malumunuz, ilk bisiklet pedalsızdı. 1700’lerin sonlarında Fransızlar tarafından icat edildi ve ilerleyen yıllarda geliştirilmeye devam edildi. 1800’lerin sonlarında İngilizler pedallı bisikleti yaptılar. Ancak bu dönemlerde bisiklet ve bisiklet kullanımı, henüz ilk icat edildiği yerler olan Avrupa’da dahi yaygınlaşmamıştı.

İbnülcemal Ahmet Tevfik’in “bisiklet neferi” olarak anılmasının en büyük sebebi, kendisini Anadolu’da henüz çok bilinmeyen bisikleti tanıtmak için adaması; geçtiği güzergâhtaki köy ve kasaba meydanlarında talepleri geri çevirmeyerek bisikletle turlar atmış, bisikletle ilgili soruları bıkmadan usanmadan cevaplamış ve harika anılar toplamış olması.

İstanbullu bir genç olan İbnülcemal Ahmet Tevfik, bu yolculuğu önceden planlar ve çizdiği rota üzerindeki yerleşimler hakkındaki bilgileri derler. Bursa-İnegöl-Yenişehir-Bursa güzergâhlı gezisini, İstanbul-Mudanya gemi yolculuğunu da dahil ederek kayda geçirir ve döndükten sonra bu gezi notlarını/seyahatnamesini İstanbul’da bastırır (1900/Rumi 1315, Dersaadet Yuvanaki Panayotidis Matbaası, Hüdavendigar Vilayeti Dahilinde Velosipetle Bir Cevelan). O dönemi ve o dönemin Bursa’sını anlatan bu notlarda, iki kişilik bisiklet turunda yaşananların yanında; hamamları, köyleri, derbentçileri, Boşnak ve Gürcü göçmenleri, konaklama yerlerini, yol üzerindeki doğal güzelliklerin tasvirini bulabilirsiniz.

Ahmet Tevfik Bey, kitabında bisikletin teknik tanıtımlarını da yapmış ve bu “araba”nın üzerinde nasıl eşya, kıyafet ve su taşınır, uzun yolculuğa çıkmadan önce bisikletin gereksiz gördüğü kısımlarını çıkartarak nasıl hafifletir, tek tek açıklamış. Ayrıca kıyafet olarak, bisiklete binerken giyilen acayip giysiler yerine rahat,  normal bir kıyafetle bisikletin sürülebileceği notunu dahi düşmüş. Gittiği yolu cyclometer ile ölçmüş ve yanına alacağı her şeyi ağırlık ölçümleriyle beraber bugünün bisikletçilerinin de aynen takdir edeceği ölçüler ve yol malzemeleriyle tamamlamış.

Yol boyunca yaşadıkları birçok teknik arıza, bisiklet tamiri ve temizliğiyle ilgili hususlar, yine detaylarıyla kitapta hayat bulmuş. Özellikle at arabasıyla veya atlarla karşılaştıklarında hayvanların bisikletten ürkmeleri ve yaşadıkları küçük kazalar buna dâhil. Ancak bisikletle kaza yapmanın bedelleri elbette çok ağır değil: “Yan tarafa düşen makine sürünerek yokuş yukarı, üç dört metre gittikten sonra durdu. Yanına koştum, hamdolsun bir şey olmamıştı. Yenişehir’de bisiklete nasıl binileceğini gösterirlerken köpeklerin saldırısına maruz kalıyorlar ve ahali sopalarla onları dağıtıyor.

Tabii her zaman bu kadar zararla atlatamıyorlar. Bir nal çivisi arka tekerleğe saplandığında yakındaki kasabaya kadar yürüyerek gitmeleri, bisikletin ayna kolunun pedal yuvasından kırılması üzerine yakınlardaki bir Boşnak Köyü’nde demirci bularak dönüş yolunu idare edecek kadar bisikleti tamir ettirebilmeleri bunlardan en önemlileri.

Şehirlinin köy hayatına, köylünün şehir hayatına dair klişe diyebileceğimiz bir konuşma geçiyor bir ihtiyarla onların arasında: “İstanbul’da, o koca şehirde ne güzel vakit geçiriyorsunuz!”, “Böyle yeşil çimen üstünde, emeğinizin ürünü olan sırma gibi ekinlere yaslanarak, yörenizde dolaşan tosunlar ile tosun gibi çocuklarınızdan başka bir şey düşünmeyerek ne hoş ömür sürüyorsunuz!”

Geçtikleri her yerde ilgi odağı olan iki arkadaş, bisikletle ilgili türlü sorulara maruz kalıyorlar. En çok da adı soruluyor. Ahmet Tevfik Bey bazen şaka yollu “Şeytanarabasıdır.” diyor, sayesinde birçok insan velosipet ismini ilk kez duyuyor. Hızlıca uzaklaşıp gitmelerini istemeyen bazı köylerde, kendilerinden meydanda bir iki yavaş tur atmalarını istiyorlar ve hayatlarında ilk kez gördükleri bu şeyi belki bir daha göremeyecekleri için büyük bir ilgi ve merakla izliyorlar.

Yüz yıl önce bisiklete binecekseniz iki şeye çok dikkat etmelisiniz: Birincisi, köpek saldırılarına karşı uyanık olmalısınız. İkincisi, eğer yanınızdan bir at arabası geçiyorsa kenara geçip durmalısınız.

Ahmet Tevfik Bey’in kitabı; bisikletin faydaları, kullanımının teşviki ve bir arkadaşınıza bisiklet kullanmayı nasıl öğretirsiniz kısımlarıyla son buluyor.

Ahmet Tevfik Bey’in ismi günümüzde “Yüz Yıllık Macera” adıyla Bursalı bisiklet tutkunlarınca yaşatılıyor. Geleneksel olarak, zaman zaman aynı rota kullanılarak bisiklet turları düzenlenmeye devam ediyor.

*Cevelan: Dolaşma, gezi.

Tavsiye Kitap: İbnül Cemal Ahmet Tevfik, Velosipet ile Bir Cevelan, 2006, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. (İlk yayınlandığı tarihten yaklaşık yüz yıl sonra Cahit Kayra’nın hazırlığıyla ilk basımı. Ancak bu baskıda, Osmanlı Türkçesinden günümüz Türkçesine aktarımında birçok tasarrufta bulunulmuş ve Cahit Kayra’nın bu sadeleştirme eyleminin “çeviri” olarak yazılmış olması büyük bir eksiklik. Aynı zamanda yazarın kendi görüşlerini belirttiği, Ahmet Tevfik Bey’i değerlendirmeye aldığı kitabın “Sunuş” yazısından bazı satırları takdirinize sunuyoruz: “Ahmet Tevfik Bey, 19. ve 20. yüzyılların bitiştiği yıllarda, bir bisiklet -ki o zamanlar daha çok velosipet adı kullanılıyordu- tutkunudur. Bu yıllar, Osmanlı ülkesinde, II. Abdülhamit döneminin özgürlükleri en ciddi biçimde kısıtladığı ve baskı uyguladığı dönemdir. Ama Ahmet Tevfik Bey, dönemin durgun Osmanlı insanına benzemeyen ve yaşamda yenilik arayan bir insandır.” (Cahit Kayra, VII)

BAHAR EŞREFOĞLU

Her zaman güzel bir insan olmayı hayal etti. Bir gün hayal edip beklemek yerine yola koyulmaya karar verdi ve tarihin, izlerin peşine düştü..

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.