YAZARLARIMIZ

ADEM CEYLAN

ADNAN GÖZÜTOK

Merhaba, ben Adnan Gözütok. Eylül 1997’de dünyaya geldim. Lise ve lisans eğitimimi Konya’da tamamladım. Şu sıralar Hacettepe Üniversitesinde “Psikolojik Danışman” unvanımın önünde “Uzman” unvanını ekleyebilmek için eğitim alıyorum. Mesleğim gereği, konuşmak ve dinlemek bizim için ayrı ayrı çok değerlidir. Ancak yazmanın bendeki hissiyatı bu iki ayrı hazinenin bir araya gelmesi gibi. Bu platformda yazı yazdığım başlık ise “Katarsis”. Kelimelerin insanlardan, tabiattan, bitkilerden ve hayvanlardan, canlı cansız tüm nesnelerden süzülüp gelmesi ile ortaya çıkmaktadır.


ALAADDİN GÖÇER

Merhabalar. Ben Alaaddin Göçer. Dört çocuklu bir ailenin ilk çocuğu olarak 1996 yılında dünyaya geldim. Konya Mahmut Sami Ramazanoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesinden 2015 senesinde mezun olmamın ardından Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde eğitimime başladım. Buradaki eğitimimi tamamladıktan sonra bu dönem itibarıyla Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde İslam Tarihi alanında yüksek lisans yapmaktayım.

İlk göz ağrımız olan Paydos dergisinde ben de sizlerle birlikteydim. Şimdi ise arkadaşlarım ile hoş bir heyecan içerisinde “bimesele” platformunu oluşturduk. İnşallah bundan böyle bu mecrada sizlerle olacağız.


AYŞE ACAR

1998 yılında Konya’da dünyaya geldi. Hocacihan Imam Hatip Lisesinde başladığı lise hayatını Mahmut Samii Ramazanoglu Imam Hatip Lisesinde tamamladıktan sonra üç  yıl Arapça kursuna devam etti.


BAHAR EŞREFOĞLU

Her zaman güzel bir insan olmayı hayal etti. Bir gün hayal edip beklemek yerine yola koyulmaya karar verdi ve tarihin, izlerin peşine düştü..


ELİF KARTLAR

Kendimi harflerin arasında bulamıyorum.
Ben zannım, başkasının görüşü, kalbindeki yerim.
Bazen sen’im, en çok kendim.
Birçok şarkıyım, birçok şiirim.
“Değişim” beni tanıtmaya çalışan harflerin zincirlerini kırıyor.
Ben özgürüm.
Bu metni yazarken kulağıma misafir olan bu ezgi, bu akşam beni anlatır. bkz: The Secret Ensemble’den “Dertli Dolap”


ENES SÜSLÜ

24 yaşında. İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü son sınıf öğrencisi. Kısa öykü, eleştiri, batı düşüncesi ve sinemayla az çok ilgilenir. Birbirinin aynı öyküler yazar. Sait Faik’e, Ferit Edgü’ye, Mehmet Günsür’e ve daha birçoğuna kendini borçlu hisseder.


ERKAM ÇİMEN

Yirmili yaşlarının ortalarına yaklaşırken hala öğrenci ama biraz da şekerci bir genç. Fotoğraf albümleri arasında gezmekten yorulursa kitap okuyan garip biri. Evet evet o sadece boş vakitlerinde kitap okuyanlardan. Mekanlarla garip bir ilişki kurup oralarda saçma fotoğraf çekmekten haz alan biri de aynı zamanda. En son Şehir Üniversitesi’nde okuduğunu hatırlıyor. Şekerleme sektöründe iddialı olduğunu söylüyor.


ESMA ŞAFAK

1996 yılının anneciğime göre en soğuk gününde, dört kız evlada sahip olacak bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Ağaç dallarında piknik yapan ve öğlenleri arkadaşlarıyla azık karışan neslin sonunu süpürenlerdenim.
Gündüzleri öğretmen, akşamları öğrenci, uyuyamadığım gecelerde de kelime avcısı olarak hayatıma devam etmekteyim.
Çocuk edebiyatını, insan psikolojisini, farklı manzaraları, iyi öyküleri, ağaçlara tırmanmayı ve en çok da piyanoyu seviyorum. Güzel olan her şeye heves etmek gibi bir karakterden mustaribim. Şifa beklerim.


FİKRİYE BİLGE BİRCAN

Kendini bulma yolunda psikolojiye merak salmış ve hâlen de bu yolun yolcusu. Gönüllü faaliyetlerde yer almaktan, farklı kültürleri tanımaktan, dil öğrenmekten ve farklı coğrafyalara ayak basmaktan mutluluk duyar. Hayatı, akışında yaşar fakat bunun ceremesini de az çekmemiştir. 🙂


FURKAN DOĞAN

Gezme ve fotoğraf çekme meraklısı, hatta sırf karşısı güzel diye köprüden önceki son çıkışı bilerek kaçıran birisi. En az Bihruz Bey kadar araba sevdalısı, coğrafya fark etmeksizin İslam mimarisi hayranıdır. Kendi düşünce ağlamayan, zira tecrübenin acımasız eğiticiliğine inanan bir zattır.


HİKMET CAN DAMAR

Ben Hikmet Can Damar.
Çocukluğun o düzenli, eğlenceli, saf ve uzun zamanlarını tecrübe ettiğim ilkokul ve benlik farkındalığını bana kazandıran lise eğitimimi, doğup büyüdüğüm Konya’da tamamladım. Ardından yepyeni ufuklar açan ve hukuk nosyonunu en iyi şekilde veren İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdim. Şu an stajyer avukatım ve daima öğrenmeye devam etmek isteyen biri olarak, araştırdığım konular hakkında naçizane yazılarımı, bu güzide oluşum içinde paylaşıyorum.


MUHAMMED BAHAEDDİN ATABEY

Musikiye gönül vermiş, sadrındaki terennümle kimi zaman güzel kelimelere rastlayan bir gezgin. Ruhunu asırlar ötesindeki güzel bir zamanda gezdiren, yaşadığı uğultulu çağa kendini ait hissedemeyen bir fakir. Bereket ki göğsünün sol cebinde bir pusulası var.


MUHAMMED URAL

“Felsefeyi seviyorum, bu kadar. Hoşuma gidiyor yani. Öyle felsefeye ulvi
amaçlar yüklemeye de gerek görmüyorum. Ama gerçekten düşündüğümüzden çok
daha içimizde olduğunu da anlamamız gerekiyor. Felsefeyi bizden
uzaklaştıran şeylere karşı onu ne kadar yaklaştırabilirsem, o kadar
mutlu olacağım.”


MUZAFFER FIRAT

Biraz yazar biraz çizer. Kendini, Akif’in “Bana sor sevgili kâri” şiiri ile tanıtabilecek mertebeye ulaşmayı, şehirden uzakta bir gökyüzünün yıldızlarına dokunmakla bir görür. Yazmak ve çizmek, bir dostuyla oturup sükût içinde, batan bir güneşi seyretmek gibidir onun için.


REYHAN ATABEY

“Hey koca dünya, nasıl avucumuzdasın.” dizesindeki “nasıl”ı soru kabul etmiş, kendini ve dünyayı anlamaya niyetlenmiş, neredeyse sosyolog. Anlamın sözle inşa edildiğini düşündüğünden edebiyatı, şiiri ve müziği sever. Arkadaşları arasında ‘gönül işleri bakanı’ olarak bilinir. Sevdikleri ve sosyolojiye dair durmadan öğrenme arzusu, tutunacak dalıdır.


SENA COŞKUNGÖNÜL

“Saatinin ayarını kalemine kurmuştur o. Akrep yelkovana vurdukça bir kuş kanat çırpar yüreğinde.
Kelimeler, onun elinde bir ağacın dalları gibidir. Onlarla susar, onlarla konuşur…
‘Sessizlikle kavranan bütün cümleler eksiktir.ʼ düsturuyla kavganın ortasında yumruğunu kalemine sarıp havaya kaldırır.
Kavga uzun bir özgürlük seferidir.
Ya biz özgür oluruz bu kavga biter ya biz ölürüz kavgamız sürer.
Bu sebepledir ki yazmak onun için bir başkaldırıdır.”


ZEYNEP SENA YILMAZ

Kul. Başı ve sonu olan bu yolculukta güzellikleri görüp geçmek yerine durup seyretme, o güzellikleri kendinin bir parçası hâline getirme gayesiyle yürür. Gayesi bu ama ne kadar yaklaşır bilinmez. Bir duası var: “Küçük çocukları koruduğun gibi beni de koru ya Rabbi! Düştüğüm yerde bırakma beni. Faydalı ilim ver. Doğru düşünmeyi, doğru davranmayı, doğru anlamayı, doğru anlatmayı, doğru yaşamayı nasip et.” Şükredecek, öğrenecek, soracak, anlatacak, okuyacak, yazacak, koşacak, umutlanacak, gülecek, tefekkür edecek… birçok şey var, doğru. Ben ne kadarını yapacağım peki? Ne kadarına talip isem, bana ne kadarı yazılmışsa.