Dilimizde fazilet ve fuzuli diye iki kavram vardır bilirsiniz. Aralarındaki anlam farkının büyüklüğünden, aynı kökten türüyor olduklarını hiç hatırınıza getirmemiş olabilirsiniz ancak bu iki kelime aynı kökten türüyor: fazl. Peki nasıl oluyor da biri müspet biri menfi iki kelime aynı köke dayanıyor? Şöyle ki fazl kelimesi aşan, ziyade, artma anlamlarına geliyor, övülen anlamda da yerilen anlamda da.*

Yani bir şeyin olumlu özelliklerinin artmasına fazilet, olumsuz özelliklerini artmasına da fuzuli deniyor diyebiliriz kabaca.

Kelimelerin tanımını yapacak olursak fazilet; kıymet, değer, üstünlük, ahlaki meziyet, lütuf vb. anlamlara geliyor.​

Fuzuli’nin karşılığı ise; yersiz, gereksiz, boşuna, boş şey, merak, yararsız, kendini ilgilendirmeyen işlerle uğraşmak.

​Fuzuli ile​ fazilet kelimelerinin arasını bulmaya çalışırken zihnimde sürekli şu hadis-i şerif yankılandı​, “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi​ müslümanlığının güzelliğindendir.”** Çokça tekrar ettiğimiz, belki ezbere bildiğimiz bir hadis-i şerif olmasına rağmen hayatımıza ne kadar taşıyoruz tartışılır.

Fuzuli ve fazilet aynı kökten türeyen iki farklı mana dedik.​

Ne yani ben şimdi fazilet elde edemediğim takdirde fuzuli mi olacağım? Ya bu deveyi güdüp ya bu diyardan gitmek zorunda mıyım? Bir doğru düşünün, hani matematik derslerinde tahtaya çizilirdi, ortasında sıfır​, sağ tarafı pozitif, sol tarafı negatif ilerleyen bir doğru.​ Ortasındaki sıfırı kelimenin kökü kabul edersek güzel olana, iyiye doğru ilerlemedikçe sıfıra sınır kalmaya devam edeceğiz. Hoş bizi ilgilendirmeyene doğru ilerledikçe de faziletten uzaklaşmaya mecbur kalacağız.

Elinizde bir çuval servet olduğunu düşünün. Ya bu sermayeyi kullanıp yararlı bir hâle getireceksiniz yahut kullanmayıp çürümeye mahkum edeceksiniz.

​Elimizde bir ömür sermayesi var. Biz bunu boş işlere kullandıkça faydalıya kullanılacak olandan azaltmış oluyoruz, faydalıya kullandıkça da boş işe zaman bırakmamış oluyoruz. Dolayısıyla “Sıfır​ noktasındayım işte! Ne olmuş iyilik yapmadıysam, kötülük de yapmıyorum ya!” dememize engel olan şey şu oluyor; iyilik yapabilecekken yapmamak, bu da bir kötülüktür. Aksi takdirde hayatımıza hâkim edeceğimiz ehvenişer anlayışı bizi daima dibe çekecektir.

Peki diyelim ki ikna olduk, anladık ki güzellikler, iyilikler yapacağız, boş işleri terk edeceğiz, malayani ile uğraşmayacağız.

Nedir bu güzellik, iyilik? Bu sorunun cevabı az önceki hadis-i şerifin tekrarında, “Kişinin müslümanlığının güzelliği.”

Sağlam bir ölçüt lazım, zira neyin fuzuli neyin fazilet olduğunu tespit etmek için.

* Rağıb el-İsfehanî, Müfredat, فضل maddesi

**İbn Mace, 3976; Tirmizi, Zühd, 11

AYŞE ACAR

1998 yılında Konya'da dünyaya geldi. Hocacihan Imam Hatip Lisesinde başladığı lise hayatını Mahmut Samii Ramazanoglu Imam Hatip Lisesinde tamamladıktan sonra üç  yıl Arapça kursuna devam etti.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir