Gece. Saat on biri yirmi geçiyor. Üsküdar sahilinde, otobüs duraklarının yanı başında dikiliyorum. Bir kış yeli denizden kalkıp, buz gibi dudaklarıyla insanları yanaklarından öperken; benimle birlikte otobüs bekleyen ona yakın insan ve sahil boyu akıp gitmekte olan o sıkıcı kalabalık, kabanlarının içinde iyice küçülüyor. Biraz ısınıp da üşüdüklerini unuttukları an, izledikleri son filmin yahut ağız dalaşına girdikleri o kavganın rüyasını ayakta görmeye başlıyor ama yine de yataklarının ümit, güven, saadet, hayal ve güzel günler vadeden sıcaklığına kavuşabilmek hevesiyle sabırsızlanıyorlar. Siyaset konuşan iki gencin ağzından su buharları fışkırıyor, birbiriyle konuşanların arasında geçici bir sis tabakası beliriyor. Bu manzara, bana da “yatağım…” dedirtiyor birden. Yurdumdan çıkarılmış, vatanımdan hicrete zorlanmış gibi arkamda bıraktığım yatağıma dönmeyi canıgönülden arzuluyorum.

Otobüs hâlen gelmedi. Yel yeniden ziyaretimize geldiğinde, donmak üzere olan insanların garip mutluluğunu içimde hissettim. Elimi ağzıma götürdüm, uzun uzun esnedim. “Bari adımlayayım da biraz ısınayım.” diye düşünüp geniş kaldırım üzerinde gezinmeye başladım. Birkaç adım atmıştım ki; hemen ötemde kâğıt mendil, yara bandı, tükenmez kalem satmak niyetiyle nöbet tutan ellili yaşlarında ihtiyar bir kadın gördüm. Gözlerimiz bir anda buluşuverince pek de istemediğim hâlde kadına yaklaştım ve avucuna birkaç lira para bırakıp bir kalem satın aldım. Kadın pek çok dua etmek suretiyle “Şimdi bu bir ticaret miydi yoksa sadaka mı?” gibi sorularla boğuşmama sebep olurken, yalnızca “Bilmukabele.” diyebildim. Biraz daha yürüdüm ve kaldırımın kadına uzak olan tarafından gerisin geri durağa döndüm.

Beklenen otobüs nihayet durağa yanaştı. Atladım. En arka tarafa geçip ters koltuğa oturdum. Elimi sürmekten imtina ederek, camdaki buğuyu kolum ile temizledim. Asfaltın üzerine ince ince düşmekte olan kar tanelerini gördüm. Gözlerim kadını buldu. Yazlık ayakkabısı ve mor pamuk hırkasına baktım. Yatağım, otobüs beklediğim andaki o sevimli hâlini kaybetti. “Yatak işte.” dedim.

ALAADDİN GÖÇER

Merhabalar. Ben Alaaddin Göçer. Dört çocuklu bir ailenin ilk çocuğu olarak 1996 yılında dünyaya geldim. Konya Mahmut Sami Ramazanoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesinden 2015 senesinde mezun olmamın ardından Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde eğitimime başladım. Buradaki eğitimimi tamamladıktan sonra bu dönem itibarıyla Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde İslam Tarihi alanında yüksek lisans yapmaktayım.

İlk göz ağrımız olan Paydos dergisinde ben de sizlerle birlikteydim. Şimdi ise arkadaşlarım ile hoş bir heyecan içerisinde “bimesele” platformunu oluşturduk. İnşallah bundan böyle bu mecrada sizlerle olacağız.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir